15 Eylül 2009 Salı

Gözümü Kapadım / Yakala Beni Ey Aşk !

Dışarıda yağmur,


İçeride ince yokluk...

İçimde gözlerine rehin bir acı..


Dışımda boynu bükük bir cocuk...

Firar etmişken kendimden,


Bir harf olup düşüyorum imlasız cümlelere..


Hadi yüreğimden yakala beni ey Aşk !




Söze nereden başlayacağımı bilmiyorum..Hangi yüzünü anlatayım ki seni özleminin? Hangi yanını sıralayayım" seni " senden uzakta seninle yaşamanın büyüklüğünü ? Özlemin dağ olup sıralanmış omuzlarıma. Tam da hayatın girdapında kayıp giderken yokluğun derin bir yara..Kanattıkça derin bir kuyu oluyor yüreğim. Karanlık bir geceye meyletmekte gözlerim. Rengim, dibim yokluğuna bürünürken içimde bir umut sandalında büyümekte imkansızlığımız..Biz ki birkaç saati geçmeyen yan yana yürümenin dışında kaç cümleye söz olduk. Biz aynı mahallede doğmamış, aynı rüzgarda koşmamıştık..Bizi biz yapan uzaklığımızı yakın eden özlemimiz değil miydi ? Anlamsız sözleri çırılçıplak bırakıp dudaklarımızda aşka kutsayan biz değil miydik ? Şimdi sus pus herşey.Kelimeleri hangi sandığa kilitledik ki sözler dile gelmez oldu / susuyorum.




Sen yoksun ya varlığının uzağında,




Suç üstü yakalanmış çocukluğum tüm adreslerde.Ezberimi yitirdim..Cümleler öksüz / sözler sus pus. Ama biliyorum, bir gün bu özlem sevdaya gark olacak.Susmadan yürümek mavilere, büyümek özlemin en koyu deminde.Sonra sesinin tazeliğinde sevdaya hizalamak tüm harfleri.Seni sevdaya kavuşturana kadar susturmak tüm dil altı hasretlikleri.Sonra bir mum aydınlığında gözlerinin ışığını sürmek karanlık sayfalara. Ve en sonunda yüreğimi yüreğine kapatıp aşkı sende yeniden yazmak..Karanlık kalmış tüm şehirleri gözlerinin şavkında fethetmek.Beyaz gökyüzüne maviye sinmiş özlem bulutlarını işlemek tek tek ve her ne zaman bir yapraktan bir ter süzülse tel tel yağmak gözlerine.Dünü, hüznü, güzü bir senin gözlerinde unutmak.Acıyı, sancıyı, karanlığı senin özleminde kurutmak.Büyümek yüreğinin diblerinde ve senin gözlerinde yaşarken hayatla hayatmak ölüme inat.




Yüreğimin cümlelerini gözlerine sırtlanan kadın,



Kollarının güçsüzlüğüne bıraktım iki gözyaşı boşluğu çocukluğumu.Kağıttan gemi bile yapamayan ellerimle bir bahar çizdim gözlerinin en küçük bahçesine.Kirpiklerinin ıslaklığına dayanamayan köprülerin dibinde sorguladım ellerinin sıcaklığından yoksun gözlerimi.Sesinin yokluğunu yaşatma bana..Büründüğün yokluğu kaldır üzerinden..Düş senli düşlerime..Geceye yıldızları sererek gel gözlerime..Biliyorum ki; güldün mü bir kez bir mavilik yürür gözlerime. Senli bir cümle köpürür kuru dudak uçlarıma ve vurdukça özlemin kıyılarına koşar gözlerimde sakladığım baharlar..


Sarı sonbahardan kalma derme çatma bir hikaye bizimkisi.İki ayrı yoldan çıkılıp aynı sevdaya uzanan iki umut cümlesi.İki ağır yaralı, iki acıklı söz dudaklarımızda kalan ve kavuşmaya ayarlı iki yürek ve hiddetlenen bir özlem ve tek bir yol sonu ölümle aydınlanan.




Gözlerime saklarken seni,


Beni yalnız bırak diye değil;


Beni sende yaşat diye dudaklarıma mühürledim seni..
 Bir fincan umut ile yetinmeyi öğretirken yüreğime,


Hasreti zehir bildim cümlelerde..


Bir gül'e sararken gözlerimi,


Unut diye değil;


Gözlerinde bir renk olmayı diledim..

Şimdi söz bitti..


Hasretin bir kış gibi soğuk gibi..


İçim, dışım hazan..


Gül'ler güneş'e doymadan,


Sen gözlerindeki baharla gel yüreğime..


Ve ben düşmeden düşsüzlüğüme,


Gözlerimden yakala beni ey Aşk !


İsmail Sarıgene

Herkes Gibisin..

Dön nasıl kimle nerdeysen
Dön beni biraz sevdiysen
Dön, yüreğimde hasret çaresiz kaldım…



Dönmeni ne çok isterdim değimli? Yine benim olmanı, bana bakmanı ne çok isterdim, gözlerinin buğusunda kaybolmayı nasılda isterdim... Ama artık istemiyorum….
Ne ben ne de yüreğim istemiyoruz artık seni
Sana ait bütün kırıntıları attık...
İçimi acıtan gözlerinin mavisi bile dokunmuyor bana
Nazım Hikmet’in de dediği gibi «BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN»
Herkes gibisin işte sıradan dikkat çekmeyen acıtmayansın artık…

Kabullenmek zor olmuştu ayrılığı, Aşkın gibi…
Oysaki aşkın geldiğinde bahar gelmişti sanki yüreğime
Her şey bir başka güzeldi gözümde…
Onca koşturmacanın ardından 1 Nisanda sana EVET diyişim şaka değildi
Evet, şaka gününde ben sana şaka yapmamıştım…
Gerçekti bendekiler… Zaten ben bende olmayan bir şeye başlamam ki/başlayamam
Yüreğimde yalanlarla bir sevgi besleyemem ben…
Benim 1 Nisanım seninki gibi değildi…
Aylar sonra beklenmeyen darbenle sen şaka yapmıştın sanki bana…
Ne kadarda mutluyduk oysaki…



Yar yalan değildi, bir rüya gibiydi
Bitti yüreğimde acısı kaldı




Rüya bitti!!! Bir acıyla uyandım…
Yarınlarımda sen yoktun artık olmayacaktın
Bitmişti… Sana dair her şey bitmişti
Şaka gibi kabullenmek zor olmuştu
Bir süre kandırdım kendimi yok böyle bir şey diye
Yüreğim el vermedi artık gerçeği biliyorum
Bitmişti…
Gerçekler iç acıtırdı doğruymuş
Aşk acısı neymiş bilmezdim öğrendim sayende
Arkadaşlarımın yaptıklarına saçma gözüyle bakarken
Bende düşmüştüm o kuyuya
Işığı görmem lazımdı ben orda kalamazdım
Direndim durdum çırpınışlarla çıktım o girdabın içinden
Sana ait her şeyi o kuyunun içinde bırakarak çıktım…
Senide sırdan biri olarak bırakarak çıktım…
Evet, artık sende HERKES GİBİSİN…
Baksam da, dokunsam da acıtmıyorsun…


BuCiCaN

1 Eylül 2009 Salı

"Mat"

Girince hayatıma sen, Hiç olmadığı kadar parladı güneş ..
Masmavi oldu gök yüzü, Çıldırtacak kadar beyaz martılar ..
Alınca gözümü aklımı da benden alan varlığın; Taktım güneş gözlüklerimi !
Oh be dünya varmış meğer, Bakabiliyordum artık azar azar !
Geldi zaman ..Geçti zaman ..
Bir şey oldu sonra, basit bir şey !
Alışınca gözüm ışığın deliliğine, Baktım ki duruldu bendeki sen !
Hani nasıl desem, sıradanmış aslında bil/sen ..
Çıkrarırken kalbimden seni, Çıkardım gözümden de gözlüklerimi ..
Olduğu gibi şimdi her şey, sahteliğe yok yer ..
Bir gör/sen nasıl olduğu gibi gerçek, cıvıl cıvıl tüm renkler !


Gökçe Çora

Özlemek ve Çocuk

Hayat bazen özlemektir.
Küçük bir çocuk olsan bile, özlem yüreğe düşünce, elma şekerine bile küsmektir.
O sabah canı yatağından kalkmak istemedi. Kim öpse, öksürüyordu. "Dokunmayın bana bundan sonra, kim dokunsa öksürüyorum" dedi. Sesi de titriyordu.

Sonra kalkıp "Biraz dertlerinizden sıyrılıp, beni de doktora götürün" dedi. Sanki istenen bir oyuncağın yalanla ertelenmesi gibi, "Yarın" dediler...

Sustu.

O an gözlerine, göz yaşı böceği kondu da, tam sokacakken vazgeçti.

Herkeste bir gerginlik vardı. Sanki az bir zaman geçecek, bir zil çalacak ve kahvaltılarını dahi edemeden vedalaşmak zorunda kalacaklardı. Belki de sırf bu endişe ile, daha çok zamana mal oluyordu en küçük işler bile.

En sonunda toparlanıp kahvaltı sofrasına oturabildiler. Sesi, susmak bilmiyordu. "Ne yiyeceksin?" diye sordular. "Üç zeytin, beş üzüm tanesi, biraz da ekmek" cevabını verdi. Hazırlandı tabağı. Lokmaları boğazına bir bir diziyordu herkes. O hariç. Onun tabağındaki üç zeytin, beş üzüm tanesi taş oluyordu taş. Nefes yolunu dahi tıkıyorlardı sanki.

"Size birşey anlatacağım" dedi. "Sus da yemeğini ye" dediler. Sanki bir anda aile saadetlerine ihanet ettiler. O boncuk gözler, nasıl kan doldu, nasıl dondu bir bilseniz.


"Biraz da beni doktora götürün dedim size. Beni dinlemediniz. "dedi... Süzüm süzüm süzüldü yaşlar. Dert anı! Aslında hepsi biliyor ve hissediyorlardı ki, bu yokluk ya da bu yolculuk en çok onu yaralayacak. Sararan umutlara hayat vermek istercesine, dudaklar açılmak istendi. En ünlü ressamların dahi çizemediği bir kompozisyon oldu sözler. Sadece susuldu.

Sessizlik uzun sürmüş olacak ki, gözler bir duvardaki saate değince, yine başladı koşuşturma. Çantalar kontrol edildi. Kapıya kadar getirildi. Son bir kez koşarak sarıldı kollar.

...

Zaman geçti. Gülmedi yüzü. Hep telafi edilmeye çalışıldı yokluk, çabaların adı nafile ile anıldı.

En çok neydi özlemi biliyor musunuz?

Annesinin kokusu...

Oysa biz hep yar'e yazmıştık değil mi?

Sonra, bir gün annesizliğini bilen bir arkadaşı teklifte bulundu ona."Bana en sevdiğin oyuncağını ver, ben de sana annemin kokusunu vereyim."

Kulaklarına inanamadı. "Tamam" dedi. "Tamam, istersen hepsini veririm"

Anlaştılar...

Annesinin kokusunu satacak olan, gidip durumu annesiyle paylaştı. Kadıncağız da ortak oluverdi böylelikle bu yalana. "Git arkadaşına söyle, babasından izin alsın, birlikte bizim evde oynayın. Ben de kokumdan veririm" dedi. Kabul etti, arkadaşını çağırdı çocuk.

...

Zaman geçti. Oyunlar oynayıp, yemek yediler. Anne kokusu duyacağı için sabırsızlanıyordu. "Size" dedi, "Size sarılabilir miyim?" "Tabi ki" dedi kadın. Kollarını açtı sonsuz.

Birden aniden... Tam da sarılmışken... İtti kollarıyla kadını çocuk. "Siz" dedi, "Siz annem gibi korkmuyorsunuz ki" ağlamaya başladı hepsi...

Biri geri alınacağını sandığı oyuncağa.
Biri çocuğun özlemine.
Biri anne hasretine.

Üzüldü çocuk.

Sustu.

Çocuk yerine bile konmamıştı aklı sıra. Konsa, annesiz kalır mıydı hiç?

Dedim ya hayat bazen özlemektir.
Küçük bir çocuk olsan bile, özlem yüreğe düşünce, elma şekerine bile küsmektir.

Kül Kedisi

" Görü "

Ne iyi olurdu, herkesin,
...Ben yalan söyleyebilirim,
Ama sana değil...
Bir, sen'i olsaydı..
Ne iyi.

Şimdi herkesin bir sen'i var,
Yalan söylediği..


Özdemir Asaf

İçimde Ayrılık/Gözümde Yaşı

İçimde ölüyorsun.
İçim seni özlemişti de.
İçim sana susamıştı./ Bir içim su iken...
İçim sana küsmüştü de./ Aşk bir zehir iken...

İçim'e bilindik tüm duyguları yaşatıyorsun.

Aylar var ki yaşamadım sayıyorum, orası ayrı.

"Ayyy..."
diye bir feryat işitiyorum.

Anlıyorum ki;
Bir can: Kanıyor/Yanıyor/Yakılıyor!

Bilmem hatırlıyor musun, "ayyy" demiştin...
Ayrılık olmuştu aramızdaki bağ.
Sonra ayrılık bir düğüm olmuştu.
/Çözemedik./

"Ayyy" diyorum...
Kan!

"Ayyy" diyorum...
Yangın!

Ben ne zaman
"ay-" diye
Hecelemeye başlasam,
Yüreğim ellerime dökülüyor,
Ellerimi gözlerime sürüyorum,
Gözlerim su!

İçimde deryalar, deryalar su...


Adını hatırlıyorum...
"A" ile de başlamıyordu ya hani,
Nedense adın "ayrılık" oluyor dudaklarımda...

Tam susacakken sözlerim,
İçimden bir acı.
Tadı katrandan acı,
Sesi de öyle güçlü ki!

"Ayyy..." diyecek...

Sus diyorum sus,
Kondurma göze yaşı.

Kül Kedisi
Kes Sesini Yüreğim..Sus..Sus İşte...