3 Aralık 2008 Çarşamba

Sen Vardın..

Tutunacak yeri kalmadı hayatımın, kendime tutunuyorum, savruluyorum düşlerimin içinde, kahroluyorum. Çekip gitmek istiyorum buralardan, nereye varacağımı bilmediğim uzun bir yolda, yanıma hiç birşey almadan, ardımda hiç kimseyi bırakmadan, yol almak istiyorum, hiç bir yere varmadan.

Bir zamanlar sen vardın.Sanaydı tüm yolculuklarım.


Kendi kendimin prensesiyim ben. Kendi yalnızlığıma buyuruyorum her şeyi.Yalnızlığımın krallığında,yalnızlığımı yönetiyorum. Yüksek duvarlar örmeliyim ülkeme. Kimseyi içeri almamalıyım. Kimsesiz kalırsa insan, ancak o zaman kurtulur yaralanmaktan.

Bir zamanlar sen vardın. Senden aldığım bütün yaralarım.


Kaçmalıyım biliyorum.Acılarımın sonu gelene kadar kaçmalıyım. Bomboş odalarda ağlamalıyım. Güçlü görünmeliyim tüm insanlara. Kendimi korumalıyım. Oyunlar oynamalıyım. Yıkılmazmışım gibi, kırılmazmışım gibi, güçlü ve sakin olmalıyım. Sığınmalıyım kendi krallığıma, savaşlarımı kendi içimde yaşamalıyım

Bir zamanlar sen vardın. Tüketti beni oyunların.


Kimseler bilmemeli, görmemeli tükendiğimi.Bir seçim zannetmeli. Sebebinin sen olduğu bilinmemeli yalnızlığımın. İçimde kalan "sen"imin güzelliğini korumaya çalıştığımı görmemeli.

Bir zamanlar sen vardın.Gerçektin. Yanımdaydın.


Şimdi yoksun, varlığım can çekişiyor.Kimsenin bilmediği, görmediği bir acıyı yaşıyorum kendimi hapsettiğim yalnızlıkta. Gelsen. Tutsan ellerimden, can versen içimde bir türlü bitiremediğim varlığına. Kaçışlarıma bir son versen.Yıksan bütün duvarlarımı, yeniden hayata döndürsen.Hayata tutunmayı öğretsen. Savrulmasam, yok olmasam, yaralanmasam.


Bir zamanlar sen vardın.Yoksun, ölmekten beter.


Sadece gelsen. Zannettiğim gibi güzel olmayacak olsa da,gelsen,

Bu bile yeter.

Ben Bunları Kendim İçin Yaptım..

Bile bile girdim bu oyuna. Ne olursa olsun hep dışında kalacağımı bile bile, beni oyununa al istedim.

Bir kenarda durup senin yaşamını izleyerek sessizce sıramı bekledim. Ve hep sevdim seni. Sen gülerken, ağlarken, severken, kanarken, kanatırken, orada öylece durup sevdim seni. Elimden de başka birşey gelmedi.

Hiç şikayet etmedim senden. Hiç şikayet etmedim sevginden. Hiç şikayet etmedim sevgisizliğinden. Asla sevilmek için sıramın gelmeyeceğinden.

Bilerek girdim bu oyuna. Ve çıkıp gitmeyi, seni bırakmayı, seni artık sevmemeyi göze alamayacağıma göre şikayet etmeye de hakkım yoktu.

Kendimce sebepler buldum. Kendimce haklar verdim, kendimce haklar aldım kendimden. Sadece küçük bir ihtimal için kendimce senin oyunlarınla savaştım.Senin hayatın tüm gerçekliğiyle sürüp giderken gözlerimin önünde, ben kendime yalanlardan bir yaşam yarattım.

Hiç şikayet etmedim. Hiç suçlu aramadım. Çünkü ben bunları sadece kendim için yaşadım.

Kendim için sevdim seni. Seni sevmek beni yaşama yakın tuttuğu için. Seni sevdikçe kendime bağlandığım için. Seni sevdikçe herşeyi sevdiğim için.

Ben bunları kendim için yaptım.

Hiç bir zaman bir hayatım olmayacağını bile bile. Senden bir hayat istemeye hakkım olmadığını düşüne düşüne. İçten içe beni çok sevmeni isteyerek ve bunun hiç olmayacağını bilerek sevdim seni.

Elimden de başka bir şey gelmedi.

Sonra yoruldum orada öylece durmaktan. Dahil olmadığım bir yaşamı izleyerek içindeymişim gibi davranmaktan. Yoruldum dışarıda kalmaktan. Buna hakkım yoktu farkındaydım. Çünkü ben bunları kendime, kendim yaptım.

Zor zamanlarında elinden tutarken bunun bir anlamı olmadığını bile bile yaptım. Sen ağlarken kanayan yüreğimin yalvarışlarını duymayacağını bile bile sarıldım sana. Sen hayattan vazgeçerken umurunda olmadığını bile bile yalvardım. Sadece bir an için seni mutlu edebilirsem, dünyanın en mutlu insanı olduğum için çırpındım seni mutlu etmek için.

Sadece kendim için.

Aciz bir aşktı bu. Bencil bir aşktı bu. Çaresiz ve imkansız bir aşktı bu.

Ama yine de çok büyük bir aşkla yaşadım bunları.

Sadece kendim için yaşadım.

Yoruldum sonra. Sen de benim için birşeyler yap istemeye başladım. Benim için yapacak hiç birşeyin olmadığını bile bile istedim.

Mesela sevebilirdin beni.

Seni sevdiğim kadar olmasa da sevebilirdin, az da olsa, bir anlık da olsa, gücün ne kadarına yetiyorsa mesela...

1 Aralık 2008 Pazartesi

İsmini Kaybettim, Hükümsüzdür.

Senli cümleleri çıkardım hayatımdan,
yazdıklarımdan,
yaşadıklarımdan.
Herkesle aynı cümleleri kurmuyorum.
Sen başka ağızlarda sakız olurken,
Ben kendi sevdamı kendi cümlelerimde yaşıyorum.

Seni tanımlayan kelimeleri gömdüm kendi karanlığıma,
Artık seni kendimle tanımlıyorum.
Sen başkalarının kelimelerine eşses olurken,
Ben sevdamı kendi yalnızlığımda yaşıyorum.



Hiç olmadığım kadar yalnız kaldım seninle. Kimsesiz kaldım. Yaşayamadıklarımı siper ettikçe hayallerime, hayalsiz kaldım. Direndim yine de, iyi olacağına inanmadan iyi olsun diye bekledim. Güzel olacağına inanmadan güzel olsun diye bekledim. Ben bekledikçe daha çirkin oldu, daha kötü oldu her şey. İnanmıyordum ya zaten, şaşırmadım. Tek seni sevdim olanca gücümle bunca kötülüğün ve çirkinliğin içinde.

Sessizce sonumu beklerken, merakla ve korkuyla bakarken yaşama, yaptığım tek şey seni sevmekti.

Belki de en kolay yaptığım şey.

Belki de en güzel yaptığım şey.

Ama yine de tek yaptığım şey seni sevmekti.

Sonra baktım ki, sevmek sadece filmlerde yetiyordu her şeye. Şiirlerde, romanlarda yetiyordu. Dünyada mutlu olmak için sevmekten çok fazlası gerekiyordu.

Baktım ki mutlu değilim sonra. Baktım ki sen benim değilsin.

Bıraktım.

Senli cümlelerimi çıkardım hayatımdan.

Yazdıklarımdan.

Yaşadıklarımdan.

Herkesle aynı cümleleri kurmuyorum.

Senin kelimelerin başka dudaklara isim olurken,

Ben artık isimsiz bir adamı seviyorum.

Gitmesen Olmaz Mıydı?

Ardından balkona çıktım. Hava soğuktu. Güneş yeni doğuyordu ve çok sessizdi her şey.

Sonra apartmanın kapısından çıkan seni gördüm, bir kez olsun dönüp bak istedim, darmadağın halde orada öylece dururken, sadece son kez seninle göz göze gelmeyi düşünebildiğime inanamadım sonra.

Hiç başını kaldırmadan arabana bindin ve sessiz sokakta kayboldun.

Ardından sadece baktım. Uzunca bir süre. Ne kadar olduğunu bilmediğim, ama sokağın güne hazırlandığını, insanların işlerine, okullarına yetişmek için koşturduğunu, dükkanların açıldığını görebilecek kadar uzun bir süre.

İçeri, birkaç saat önce seninle tartıştığım, senin kapısını vurup çıktığın ve hala çarpmanın etkisiyle sallanmakta olan kapının sesinden başka ses çıkmayan odaya döndüm. Koltuğa kıvrılıp beklemeye başladım. Ne beklediğimi bilmiyorum. Sen olamazdın. Çünkü gelmeyeceğini daha o anda bile biliyordum.

Ayaklarımı geceliğimle örterek ısıtmaya çalıştım, gözlerimden akan yaşlara engel olmaya çalıştım, sigara yakmaya, gidişini unutmaya çalıştım. Bundan sonra hep bir şeyleri yapmaya çalışacağımı düşünüp kendime acıdım. Ağladım. Ağladım.

Eşyalarını kutulara koyarken ağladım, fotoğraflarımızı çerçevelerden sökerken ağladım, telefonumdan numaranı silerken ağladım, ismini gördüğüm dükkan isimlerinde, isminin geçtiği şarkılarda, ismin geçmese de şarkılarda ağladım.

Ağlamak hiç geçmeyecek gibiydi.

Ama geçti.

Upuzun bir sessizlik başladı sonra.

Bir sakatlıktan çıkmak, uzun sürmüş bir hastalıktan kurtulmak gibiydi. Yüksek gürültünün içinden bir anda sessizliğe çıkmak gibiydi. Yeniden doğmak gibiydi.

Geçti.

Ihlamur kokulu apartman merdivenlerini kaplayan müzik sesi, kapıyı açmamla birlikte artınca, nefesim kesildi sanki. Ses çıkarmaya korkarak yürüdüm odaya, oradaydın. Öne eğdiğin başını ellerinin arasına almış, oturuyordun. Göz göze geldik. Çıplak ayaklarımda hissettiğim balkon taşlarının soğukluğunu hissettim ayaklarımda yine, son bir kez seninle göz göze gelmekten başka bir şey düşünemediğim o darmadağın halime döndüm.

"neden geldin" diyebildim sadece.

"gelmesem olmazdı" dedin.

"gitmesen" dedim.

"gitmesen olmaz mıydı?"

---


Hangi rüzgar attı seni
Niye döndün ki geri
Kimseler seni sevmedi mi
Umduğun gibi deli deli

Küllenip giderken acılar
Kendi kendime yaşamaya
Donmuş bir gözyaşı gibi
Akmayan şu yaşantıma
Alışıyordum, öğreniyordum
Savaşıyordum, kusura bakma başarıyordum


Kenan Doğulu

Bence Artık Sen De..

Gözlerini açtı, karşısında yine o muhteşem gülüşü gördü. Ve yine o muhteşem gözleri. Günaydın dedi kendine yabancı gelen ve şaşırdığı bir ses tonuyla. Bu ses benim mi diye sordu yataktan kalkarken. Ne kadar yabancı, ne kadar soğuk. İçinde olmasını beklediği o acı burukluk yoktu. Yataktan kalkmadan bir kez daha baktı o güzel gözlere, hiçbir şey hissetmedi.

Ayaklarını sürükleyerek banyoya gitti elinde kocaman bir kutuyla. Önce diş fırçasını attı kutuya. Pembesi kendinin, mavisi onundu. Bebek renkleriyle ayırmışlardı diş fırçalarını. Ayırmasak ne olurdu ki sanki dedi, bilerek isteyerek sokmuşuz ayrılığı aramıza.

Sonra havlusunu, bornozunu, ona aldığı tıraş köpüklerini, parfümleri koydu kutuya. Kutu parfümlerle ıslandıkça içerisi onun kokusuyla doldu, aldırmadı. Salona geçti. Kitaplarını doldurdu bu kez kutuya, Cd lerini, sağa sola dağılmış ufak tefek birkaç eşyasını daha. Yatak odasına geçip onunla göz göze gelmek istemese de, önce mutfağa uğrayıp en sevdiği bardakları kutuya doldurduktan sonra, yatak odasının kapısına geldi.

Ona baktı, hiç de şaşırmış gibi görünmüyordu. Öylece, gülümseyerek bakıyordu sadece. Kızgınlıkla bir şarkıya başladı. Anlamlı olur diye saklamıştı zihninde bu odaya girinceye dek;

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin


Fark ettirmeden baktı tekrar. Ne yaptığını anlayıp anlamadığını görebilmek için, gözlerinin ta içine baktı. Hiç değişmeyen yüz ifadesiyle gülümsüyordu.

İyice hırslandı. “Allah kahretsin seni!” elindeki kazağı kafasına fırlattı. Kazak süzülüp yere düştü, sessizce alıp kutuya koydu kazağı. Kutuyu da dış kapının önüne.

Onunla ilgili ne varsa çıkarmıştı hayatından. Yatak odasına yöneldi, pencereyi açtı, son kez o güzelim gözlerine bakıp “Allah seni kahretsin” dedikten sonra, fırlatıp attı resmi bahçeye, çerçeve parçalandı, camları etrafa dağıldı.

Hırsla kapattı pencereyi.

Oturdu, ağladı.




Nazım Hikmet Ran tarafından yazılmış şiir ;

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

Yalnız Kaldıysan..

Ben ağlarken sen gidiyordun...

Elimden gözlerimi kapamaktan, mavi hayaller kurduğum dünyamı unutmaya çalışmaktan başka hiç bir şey gelmiyordu. Aklına koymuştun besbelli. Dönmeyecektin bir daha..

Bazen kendimi sana o kadar yakın hissediyordum ki. Her yerde seni arıyordum ve her yerde senden bir şeyler buluyordum. Hayata umutla, gülümseyerek ve en önemlisi seninle bakmak güzeldi.

Seni çok uzun zaman bekledim. Bana dönmeni, bana sarılmana "hepsi geçti artık" demeni. Gözlerinin gözlerimle buluşmasını... Ta ki sana yeniden gelebileceğine dair umutlar taşıyan tüm gemilerimi yakana kadar. Kendimi asla bağışlamayacağım, senin de beni bağışlamayacağından emin olduğum şeyler yaptığım zamana kadar.

Garip olan ne biliyor musun? Bunca yaşadıklarımıza rağmen hala berabermişiz gibi geliyor. Uzakta olsak, ayrı da olsak.. "Kalplerimiz bir yerde birleşiyor."

"Yalnız kaldıysan, kalkıp pencerenden bir bak
Güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü?
Dön bak dünyaya

Herkes gitmişse, sakince arkana dön bir bak
Dostun kalmış mi, aşkın solmuş mu
Dön bak dünyaya, dön bak dünyaya

Bir sonbahar kadar yalnız, bir kış kadar savunmasız
Ya da ilkbaharsan, yolun başındaysan

Asla VAZGEÇME, kalkıp da pencerenden bir bak
Güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü?
Dön bak dünyaya"


Birazdan sabah olacak ve sen her zaman ki gibi bu yazımı da okuyacaksın. Bende her zaman ki gibi gülümsemelerimle yazdıklarımı reddedeceğim.Gülüşlerimle çektiğim acıyı, korkularımı gizleyeceğim...

Şimdi benden uzaklarda olsan da..
Gecenin karanlığında umuda gülümseyen o yeşil gözlerin hala benimle...

Kes Sesini Yüreğim..Sus..Sus İşte...