31 Aralık 2008 Çarşamba

Hoş/ça kal

Gece yarısına yaklaşıyor zaman.
Bu vakitlerde gitmiştin en tavırsız halinle..
Umursamaz zamanların vardı.
Sırtında ne eksik bir düş,ne fazla bir gülüş vardı.

Geldiği gibi gitmiyordu aşk..

Masada yarım kalmış bir hayat,ucu yırtılmış birkaç anı var..


Zamanı geliyor yaklaşıyoruz geceye..
Gece yarıları yaklaşıyor bize.
Dizilir peşi sıra eksik kalmış söz kırımı heceler..


Kelimeler eksik

Kelimeler yetersiz

Kelimelerim seni yitirmiş..


Vakit geçiyor gece yaklaşıyordu bize.
Aklından geçen ne varsa ayrılığı besteliyordu.
Sözlerinde fikrin,satırlarında suretin..


Senden geçiyordu.

Senden geliyordu ayrılık.

Sendeliyordun..


Dudağından akan mavi cümlelerin yok oluyordu.
Bilmediğin yolculuğun seyrine akıp gidiyordun.
Sözlerine karanlık bürümüş cümleler kurup,aynı karanlıkta yol alıyordun..


Tenine sis değmemiş bir gökyüzü arıyorsun..

Yönün yanlış!

Yolun yanlış!

Sen yalnızsın/ben ise yalın..



Benim artık tek kalabalığım gece yarılarında bana yaklaşan yıldızlarım..


Düşte bile ayrı kalsan..
Hiçbir ayrılıkta hoş/ça kalamıyor insan..

30 Aralık 2008 Salı

Seni Özledim..

Umurunda değilim biliyorum. Hayatında bir ayrıntı bile olamadım. Geçmişin olamamışken, geleceğin olmak istedim.

"Seni özledim
Gittiğim her yerde özlemin var
inanmıyor kalbim sözlerime sensiz
Seni özledim, sensiz her şey değersiz.

Unuttuğum büyük yalan
Gururumdan arta kalan
Sensiz düşman geçen zaman
Seni özledim..."


Bırakıp gitmeyi kolay sanırdım hep, hayatımda seninle birlikte tattığım en-lerimi, mutluluklarımı ve acılarımı unutup yol almaya çalıştım. Ama her seferinde başaramayacağımı göz yaşları içinde uyandığım sabahlarda anladım. Beklerdim geleceğini, gelmeyeceğini bile bile. Öylece durup beklemek; zaman akıp giderken beraberinde umutlarım, umutsuzluklarım, öfkem, sancılarım, aşkım ve kavgalarımla sessizce durup beklemek kolay mıydı?

Gitmeye gücüm yoktu evet ama ya kalmak... Korkuyordum belki de; kaldırabileceğimden fazla acılar çekmekten, geçen yılların kalbimde derin yara izleri bırakmasından....

Kalmakta çare değil farkındaydım, susuyordun çünkü. Suskunluğun boğuyordu beni. Senin için varolmaya çalışırken, zaman geçtikçe biraz daha yok oluyordum. Benim için bir tek sen varken, senin için hep başkaları oluyordu.

"Gittiğin günden beri her gün ikiz sanki. Rakamlar düşüyor takvimlerden, üzerime üzerime. Bıraktığın yerde gel de bul beni. Bana bir gel desen, o yolları hiç geçilmemiş sayarım... Hafızamı kurban eder, aslalardan cayarım. Bir gel desen; sana orucumu bozar, sensizliğe doyarım.

Bana bir gel desen.
Seni özledim.."


Ben hep cevapların peşinden gittim biliyor musun? Sen hayatımdaki tüm soruların yanıtıydın.Ya da bana öyle geliyordu. Cevabı her ıskaladığımda yanlış sorunun peşine takıldığımı düşünür, kızardım. Nedenler o kadar azken ve hiç bir sebep bulamazken seni bu kadar sevmeye; şuçlamaya da hakkım yoktu biliyorum, bu yüzden en çok kendime kızardım.

Oysa tüm sorularımın cevabı belliydi... Kızmak, öfkelenmek, isyan etmek anlamsızdı.

Bana sevdiğini söylerken arkana bir saniye bile bakmadan gidişin hala aklımda. O kararlığın, o döndürülemezliğin. Hani söylerdin ya “Bir insan gitmeyi kafasına koydu mu onu kimse durduramaz”. Bende seni durduramadım. Hayatımda ne varsa alıp gittin. Kaldırabileceğimden çok daha fazla acıyı bana bırakıp gittin.


"Unuttuğum büyük yalan
Gururumdan arta kalan
Sensiz düşman geçen zaman
Seni özledim."


- isyan etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Bizi Bekleyen "Ben"ler..

Benim yalnızlığıma sevda nedenim belli... Hani babam hep gitmişti, işi öyle gerektiriyordu, benim çocuk aklım bunu bir türlü almıyordu; babasızlıktan dilim bile tutulmuştu da doktor, "Endişelenmeyin, babası gelince geçer" demişti.

Bir gün gelmişti... Ben isteyince değildi ama onun gelmesi bile yeterdi.

Doktor haklı çıktı; geçmişti...

Kekemelikten kurtuldum ama 'babasızlığın mirası yalnızlık'tan?..

Hayır!..

Baktım ki önüne geçemiyorum gitmelerinin, babamı değil de, babasızlığı mı sevdim ki?..

Önüne geçemediğim, açıkçası geçmek de istemediğim yalnızlığımı yani...

Hani o 'en sevdiğim'i...

Bir kız çocuğu için baba figürünün önemi tartışılmaz. Derler ya, kızlar hayatlarına giren erkeklerde hep babalarını arar. Erkekler de analarını tabii... Şu meşhur Oedipus kompleksi. Eğer doğruysa, ondan sevdalandım bu kadar erkeklere değil de yalnızlığıma... Ve onlarınkine de tabii...

Hiç sorgulamadım ama belki biraz da bu yüzden yürütemedim ilişkilerimi...

Kaçtım hep birlikte uyanmalardan...

Sinemada, bir el tarafından okşanmadan, rahat rahat filmimi izlemeyi seçtim.

Yolda, boynumu sıkan bir koldansa, elimi kolumu sallayarak yürümeyi... Konserlerde şarkıları bana bakarak söyleyen bir çift göz olsun istemedim hiç.

Yalnızlığıma hep yettim.

Çünkü ben 'olmayan'la büyüdüm.

Ve hayatıma giren erkeklerin de 'olmayan'larını sevdim.

"Ben senin yokluğunu sevdim" diye başlayan defterler düzdüm onlara...

Kimi anladı, kimi anlamak istemedi. Anlayanlar kendilerine sunulan bu armağanın tadını çıkardı.

Saatte bir aramayan, "neredesin" kontrolleri yapmayan, beş dakikada bir telefon beklemeyen, açıkçası sadece ve sadece ona sunduğuyla yetinen, 'daha'sını istemeyen bir kadına hangi erkek hayır diyebilirdi ki?..

Dedi!..

Sadece biri!..

Uğruna, sırf bir gece geçirmek için Ankara'ya uçtuğum hani...

En çok da ona kızdım ya zaten. Hepsini pek güzel gömdüm de bir onu silemedim öfkemden. Sunduğum sonsuzluğun kıymetini bilemedi, beni anlamadı diye suçladım kendisini. Sonradan anladım iyiniyetini ve affettim onu da ötekiler gibi...

Erkeklere armağanımın ağırlığı büyüktü... Bunu bana o öğretti. 'Olan'ı herkes severdi. Ama 'olmayan', öyle her yüreğin harcı değildi.

"Buna hakkım yok" demişti, "Bu kadar kayıtsız şartsız benim olmanı hak etmedim ki... Bunun altında ezersin beni!.."

'Yokluğunu sevdiklerim'den biri 6 yılımı çalmıştı sahi. Dilekolay, evlilik gibi... 6 yıl sadece 'benim olduğu zamanlar'da, o geldikçe, o verdikçe süren bir ilişki...

Oysa bir ilişkide almak da gerekmez miydi?..

Ki, bu benim hiç bilmediğim bir şeydi(r).

Gerçekten de insan bir kere alıştı mı yalnızlığa... Sittin sene istemiyor birisini. Geçen akşam, bir bar sohbetinin de konusuydu.

Kızlardan biri saat erken olmasına rağmen "Eve gidiyorum" deyince, "Ayol kocan mı var bekleyen, otursana" dediğimde döküldü.

Anladım ki o da benim gibi:

- Yoo.. İki yıl oldu boşanalı. Yalnız yaşıyorum, beni ben bekliyor evde!..

Sayıları gün geçtikçe artan bekar hayat sürenlerin ortak kaderi bu... Evde bekleyen 'ben'lere koşmak...

Benim uyurken ayağıma bir ayak değmesini istememe sebebim belli, alışkanlık ötesi, baba sevgisi. Peki milyonları 'ben'lere koşturan ne ki?..

Geçmiş Zamanlar ?!

Gözlerimde yaşları kurumuş kırık dökük bir aşkın hayali var.
Söylenen hiç bir şey gerçekleşmemiş,
Yapılan her şey yarım kalmış.
Tufan sonrası dinginlikte hatırlanmış bir sürü eksik hatıra...

Gözle görülmeyen suskunluklar girmiş araya,
Kör gözle bakılan ayna misali yavaş yavaş tükenmiş
Ama görmemişiz...
Sihir sandığımız aşk zehirlemiş kanımızı.
Kan, yüreği tarumar etmiş,
Kısacası ölmüşüz fark etmeden!

Her yerde kan kırmızı anılar...
Dokundukça yaralar...
Yâr'dan kalan sızılar!

Uyanmışız, gördüklerimiz acıtmış içimizi.
Öylece bırakmışız her şeyi...
Bırakmışız birbirimizi...
Gitmişiz erişilmez diyârlara.
Hiç bir şey demeden,
Tek kelime etmeden terk etmişiz
Ellerimizi...
Gözlerimizi...
Biz'i!


Birgün yorulup kaçmaktan, durup bakmışız;
Bugün olmuş...
Zaman durmuş...
Mevsimler karışmış...
Yürek kaskatı...

Aklımız başımıza gelmiş sonra,
Oysa biz;


Ne söz vermiş tutmuşuz,
Yemin etmiş, unutmuşuz.
Birbirimizden giderken bile
Konuşmamışız susmuşuz...!!!

Seni Anlatmamı İsteselerdi..

Benden, seni anlatmamı isteselerdi, bir yürek anlatırdım içinde koskacaman bir dünya, dünyada kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.

Deselerdi yaz onu; yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarınçlarında yuvarlanan aşkları. Yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım, yüreğim yorulup duruluncaya kadar.

Deselerdi çiz onu; çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri yedi renk açan en mevsimsiz çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya, korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.

Deselerdi kim O ?


O derdim O işte yüreğinde deryaları taşıyıpta tek bir dünyalıya konuşamayan, o sınırsız sevgi deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi..

Ve O derdim ;
Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan insafsız biri O konuşsa yüreğindeki allı tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek...

Ve O derdim,,,
Yaşayıpta yitirdiğim değil yaşamayıpta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim kızıl dudaklarına hasretlendiğim hasreti ile eridiğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık günlerimi aradığım.

O derdim...

Soğuk..

Soğuk! Çok soğuk !.. üşüyorum sevdiğim
Hani üşüdüğümde rüzgar beni yıkmadan
sana sığınırdım
sicacik ve huzur korkardi!
Korkma seni hiç bırakmicam sen benim bende seninim derdin ya.
işte o an dünya benim olmuş kimin umrunda
gözlerin vardi baktiğimda piril piril parlayan
bana sevgiyi , huzuru , seni ve beni anlatan
gözlerin...

Çok soğuk üşüyorum sevdiğim ...
Rüzgarlar üstüme üstüme geliyor
Bedenim siğinicak bir liman ariyor ama
yoksun!...

Keşke bunlar korkulu bir kabustan ibaret olsa
Gözümü açsam ve gene o eski seni görsem
KESKE...
Keşkelerim değilde , iyikilerim olsaydin
Artik uyanmak istiyoruM!...
Kes Sesini Yüreğim..Sus..Sus İşte...