1 Eylül 2009 Salı

"Mat"

Girince hayatıma sen, Hiç olmadığı kadar parladı güneş ..
Masmavi oldu gök yüzü, Çıldırtacak kadar beyaz martılar ..
Alınca gözümü aklımı da benden alan varlığın; Taktım güneş gözlüklerimi !
Oh be dünya varmış meğer, Bakabiliyordum artık azar azar !
Geldi zaman ..Geçti zaman ..
Bir şey oldu sonra, basit bir şey !
Alışınca gözüm ışığın deliliğine, Baktım ki duruldu bendeki sen !
Hani nasıl desem, sıradanmış aslında bil/sen ..
Çıkrarırken kalbimden seni, Çıkardım gözümden de gözlüklerimi ..
Olduğu gibi şimdi her şey, sahteliğe yok yer ..
Bir gör/sen nasıl olduğu gibi gerçek, cıvıl cıvıl tüm renkler !


Gökçe Çora

Özlemek ve Çocuk

Hayat bazen özlemektir.
Küçük bir çocuk olsan bile, özlem yüreğe düşünce, elma şekerine bile küsmektir.
O sabah canı yatağından kalkmak istemedi. Kim öpse, öksürüyordu. "Dokunmayın bana bundan sonra, kim dokunsa öksürüyorum" dedi. Sesi de titriyordu.

Sonra kalkıp "Biraz dertlerinizden sıyrılıp, beni de doktora götürün" dedi. Sanki istenen bir oyuncağın yalanla ertelenmesi gibi, "Yarın" dediler...

Sustu.

O an gözlerine, göz yaşı böceği kondu da, tam sokacakken vazgeçti.

Herkeste bir gerginlik vardı. Sanki az bir zaman geçecek, bir zil çalacak ve kahvaltılarını dahi edemeden vedalaşmak zorunda kalacaklardı. Belki de sırf bu endişe ile, daha çok zamana mal oluyordu en küçük işler bile.

En sonunda toparlanıp kahvaltı sofrasına oturabildiler. Sesi, susmak bilmiyordu. "Ne yiyeceksin?" diye sordular. "Üç zeytin, beş üzüm tanesi, biraz da ekmek" cevabını verdi. Hazırlandı tabağı. Lokmaları boğazına bir bir diziyordu herkes. O hariç. Onun tabağındaki üç zeytin, beş üzüm tanesi taş oluyordu taş. Nefes yolunu dahi tıkıyorlardı sanki.

"Size birşey anlatacağım" dedi. "Sus da yemeğini ye" dediler. Sanki bir anda aile saadetlerine ihanet ettiler. O boncuk gözler, nasıl kan doldu, nasıl dondu bir bilseniz.


"Biraz da beni doktora götürün dedim size. Beni dinlemediniz. "dedi... Süzüm süzüm süzüldü yaşlar. Dert anı! Aslında hepsi biliyor ve hissediyorlardı ki, bu yokluk ya da bu yolculuk en çok onu yaralayacak. Sararan umutlara hayat vermek istercesine, dudaklar açılmak istendi. En ünlü ressamların dahi çizemediği bir kompozisyon oldu sözler. Sadece susuldu.

Sessizlik uzun sürmüş olacak ki, gözler bir duvardaki saate değince, yine başladı koşuşturma. Çantalar kontrol edildi. Kapıya kadar getirildi. Son bir kez koşarak sarıldı kollar.

...

Zaman geçti. Gülmedi yüzü. Hep telafi edilmeye çalışıldı yokluk, çabaların adı nafile ile anıldı.

En çok neydi özlemi biliyor musunuz?

Annesinin kokusu...

Oysa biz hep yar'e yazmıştık değil mi?

Sonra, bir gün annesizliğini bilen bir arkadaşı teklifte bulundu ona."Bana en sevdiğin oyuncağını ver, ben de sana annemin kokusunu vereyim."

Kulaklarına inanamadı. "Tamam" dedi. "Tamam, istersen hepsini veririm"

Anlaştılar...

Annesinin kokusunu satacak olan, gidip durumu annesiyle paylaştı. Kadıncağız da ortak oluverdi böylelikle bu yalana. "Git arkadaşına söyle, babasından izin alsın, birlikte bizim evde oynayın. Ben de kokumdan veririm" dedi. Kabul etti, arkadaşını çağırdı çocuk.

...

Zaman geçti. Oyunlar oynayıp, yemek yediler. Anne kokusu duyacağı için sabırsızlanıyordu. "Size" dedi, "Size sarılabilir miyim?" "Tabi ki" dedi kadın. Kollarını açtı sonsuz.

Birden aniden... Tam da sarılmışken... İtti kollarıyla kadını çocuk. "Siz" dedi, "Siz annem gibi korkmuyorsunuz ki" ağlamaya başladı hepsi...

Biri geri alınacağını sandığı oyuncağa.
Biri çocuğun özlemine.
Biri anne hasretine.

Üzüldü çocuk.

Sustu.

Çocuk yerine bile konmamıştı aklı sıra. Konsa, annesiz kalır mıydı hiç?

Dedim ya hayat bazen özlemektir.
Küçük bir çocuk olsan bile, özlem yüreğe düşünce, elma şekerine bile küsmektir.

Kül Kedisi

" Görü "

Ne iyi olurdu, herkesin,
...Ben yalan söyleyebilirim,
Ama sana değil...
Bir, sen'i olsaydı..
Ne iyi.

Şimdi herkesin bir sen'i var,
Yalan söylediği..


Özdemir Asaf

İçimde Ayrılık/Gözümde Yaşı

İçimde ölüyorsun.
İçim seni özlemişti de.
İçim sana susamıştı./ Bir içim su iken...
İçim sana küsmüştü de./ Aşk bir zehir iken...

İçim'e bilindik tüm duyguları yaşatıyorsun.

Aylar var ki yaşamadım sayıyorum, orası ayrı.

"Ayyy..."
diye bir feryat işitiyorum.

Anlıyorum ki;
Bir can: Kanıyor/Yanıyor/Yakılıyor!

Bilmem hatırlıyor musun, "ayyy" demiştin...
Ayrılık olmuştu aramızdaki bağ.
Sonra ayrılık bir düğüm olmuştu.
/Çözemedik./

"Ayyy" diyorum...
Kan!

"Ayyy" diyorum...
Yangın!

Ben ne zaman
"ay-" diye
Hecelemeye başlasam,
Yüreğim ellerime dökülüyor,
Ellerimi gözlerime sürüyorum,
Gözlerim su!

İçimde deryalar, deryalar su...


Adını hatırlıyorum...
"A" ile de başlamıyordu ya hani,
Nedense adın "ayrılık" oluyor dudaklarımda...

Tam susacakken sözlerim,
İçimden bir acı.
Tadı katrandan acı,
Sesi de öyle güçlü ki!

"Ayyy..." diyecek...

Sus diyorum sus,
Kondurma göze yaşı.

Kül Kedisi

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Şarkıdan Geçerken "masal perisi*"

“..elini son defa yanağıma koy../..istemiyorsan giderim..giderim..”

inandığım değerleri kaldırdım çeyiz sandığıma
sakladım../..kenarlarını tığla ördüğüm umutlarımın arasına
parmaklarımda naftalin kokusu
alışamadım unutulmaya

kaç yaşında sevdim ben bu yalnızlığı.?
hangi yürek öncüsü oldu ezinç taşkınlıklarımın..?
bana düşen artık susmaktır
toplamından taşıyorum iç acılarımın

defterimin arasında kurutulmuş anılar
yüzlerinde palyaço gülüşleri
kimbilir../..hangi sevdadan kalma

“..serin bir sonbahar akşamında söz../..ismini unutur silerim..silerim..”

isyan perdesini indirdi gece, suya yansıdı öksüzlüğüm
şehrin kapılarını tutsun bütün yıldızlar,
yoksa firar edip kaçacak hüznüm

sevdiğim erkekler geliyor aklıma
bir çocuk gibi usulca sokulup,
bir nehir gibi akıp giden erkekler

ama sen
son vurgunum../...en çok vurulduğum

veda mektubun hala cüzdanımda
biraz yırtıldı ve buruştu ama
tek kanıtı biten bir aşkın
yoksa../..kimse inanmıyor ayrıldığımıza

“..tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri.../..bir defa daha yazsa bebeğim...bebeğim..bebeğim..”

ah bu ben
grameri bozuk bir hikayenin içinde,
yüklemini kaybetmiş bir cümle gibiyim
sindire sindire yaşamalı ayrılıkları da
belki de bu yüzden../..hala aşık gibiyim


hangi kırgınlığın içinde boğuldu gülüşlerim...?
iğnesi kırılmış bir plak gibi dönüyorum olduğum yerde
ve şarkılarımı kusamıyorum
gücenik makamından eserler dinleyemediniz,
hepinizden özür diliyorum

“..eğer bir masal perisi girerse rüyalarına../..öldü dersin gül güzeli, tılsımını kaybetti..”

çok erken susturuldum
bu yüzden bu üç boyutlu sarhoşluklar
fasl-ı şahane yıkılışlar
alnımda eksik bir veda busesi,
mümkün değil../..sevilemez ayrılıklar

sol göğsüm../..yanık göğsüm
nasıl da zor sevgi aramak resimlerde
bir çocuk olsam kolaydı ama../..büyüdüm

“..uğruna döktüğüm gözyaşları için../..yağmurdan özür dilerim..dilerim..”

beni artık sevmeyin
tuza yatırdım gönlümü../..düşlerimin yanına
gözlerimde esrik bir sızı,
alışamadım unutulmaya

Pelin ONAY

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Edarella

Ayaklarım çıplak kaldı.
Külkedisi bendim..
O lanet kız ayakkabılarımı çaldı.
Şansa bak!
Küçücük kasabada sadece ikimizin ayağı aynıydı.
Şapşal prens anlayamadı...
Oturup balkabağının yanında ağlayacağımı sanıyorsanız,
Yanılıyorsunuz!!!
Diğer balo ne zamandı :)


-€daLinka-
Kes Sesini Yüreğim..Sus..Sus İşte...