12 Nisan 2009 Pazar

Is/Sızımdın Sen..

Is/Sızımdın sen...

Köhne bir aşkın kırıklarını toplarken bulmuştum seni.
Ve seni bulmuşken tam da, kendimi kaybetmiştim sende. Yüreğine yaslanmıştım küçücük yüreğimle.
İmkan/Sızımdın sen...
Sızımdın..
/..imkansızdın


Geldiğinde yağmur vardı, ıslaktım. Düşlerime kelepçelenmiştim. D/üşüyordum.
Yağmur vardı...
Islaktım.
Bir sızının tam ortasındaydın sen... ıs/Sızımdın...

Herkesten uzakta dinlendiğim bir liman gibiydin. Düşler ülkesine giden gemilerim senden kalkardı hep... Düş'tün, düş'tük...

Yoksun şimdi...
Aslında varoldun mu hiç bilmiyorum. O kadar yakınsın ki bana ama o kadar uzaksın ki aslında... Çelişki kuyusuna düşmüş bir özlem galiba benimkisi...

Rüya gibiydin... Yaşarken gerçektin. Uyandığımda anladım düş olduğunu...
Rüya gibiydin...
Hayra yormak istediğim bir rüya...

Is/sızımdın sen...
Issızdın.
Yüreğin yakındı bana bilirdim.
Ama uzak-tı adın.

Issız(ım)dın.
Ve bilirim hep ıs/sızım kaLacaksın...

Pelin GÜNDOĞAN

Anadan Üryan..

yırtmacı, topuk üstünden baldıra
acılar var bu ara
..peşimsıra


ne kadar giyinirsem giyineyim
..içim
açıkta kalıyor



hangi tarafından bakarsan bak
öteki yüzü
ayan beyan ortada..


hatırlıyorum
küçük olduğum zamanlardı..
- ama bir gün büyüyeceğime söz veriyorum -
geceleri, deli yatarmışım
yorganı, battaniyeyi
hep bacak arama kıstırıp
bir de yastığıma sarılıp uyuyuşum varmış ki
yüzükoyun..
hep üstüm açık kalırmış


ertesi gün annem kahvaltıda
kah kızarak
kah başımı okşayarak
"- yine babanı uykusuz bıraktın hınzır kelebek
şu adama bi huzur versende, büyüsen..."


..şimdi
huzur içinde yatıyor babam

..ve ben
çok büyüdüm anne, biliyormusun..
ama her yerim açıkta!..


ahhh güzel babam
gelipte ruhumu örtsen..

anadan üryan acıların içinde
..çırılçıplak
..ve arsız
..ve utanmaz
uzanmaktayım..


Çiğdem

8 Nisan 2009 Çarşamba

Dudak Payı

Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine

Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize

Sunay Akın

Parmak Aralarımız

Dinle beni; gücüne gitmesin kuşların, tırtılların, uç uç böceklerinin...

Soyundum, öylece bekliyorum. Nasılda sarıldım rüzgâra, güneş nasılda yaktı içimi... Yağmur yağsın, şöyle bir değip geçsin tenime, ıslanmak için vakit varken, her damla yüreğime düşsün, ben adını yazayım üzerindeki buğuya.

Titremek istiyorum, tüylerim diken diken olsun bir an, sonra sen gel aklıma.

Parmaklarımı geçirdikçe saçlarıma, fırça olup düş istiyorum her telime... Kirlendikçe yıkanmak istiyorum, sabun köpükleri eşlik etsin yalnızlığıma. Bütün günahlarımdan arınsın ruhum, en giyinik halimden bile daha çıplağım şimdi. Gözlerim kapalı, seni düşlüyorum, açtıkça çıkıyorsun içimden, geri gelmen için tekrar kapatıyorum. Dilime vurulmuşsun, adını telaffuz etmekten unuttum adımı. Her geçen gün çoğalıyorsun, azalmanı isteyen kim. Kemerimde açılmış yeni bir delik gibisin, şişmanladığımı göstermen hoşuma gidiyor. “Boyum uzun” diye dalga geçmeyişin, yüzümdeki çilleri sevişin, yaşımı dert etmeyişin bağlıyor beni, ne kadar farklı olduğunu anlatmak için zahmet etme, sadece sus, hayat ikimizin yerinede konuşuyor.

Dirseklerini masaya dayayıp, havadan sudan bahsedişinde bile, içinden çıkmadığım bir şeyler var, en kirli halinle bile, o kadar temiz duruyorsun ki, sana anlatmak istediklerim için eskitilmiş geliyor pek çok şey. Hiç bilinmeyenleri toplayıp getirdim sana, öyle şaşkın şaşkın bakacağına, gel ve al...

Aklın yaşanmışlıklarla dolu, seni suçlayamam. Ama yüreğindekileri silip atmamış olsaydın, aklına tahammülüm olmazdı.

Eşsiz falan değiliz elbet, öyle tevazu gösterip boyun büküşümde alışkanlıktan değil, benim doğumum, bir başka ölümün habercisiydi, bizim ölümümüzde yeni doğumların habercisi. Buda gösteriyor ki; mükemmellikten çok uzağız!

Yel değirmenleri, bekle bizi, bindik ak yeleli atlarımıza, şaha kalmış düşlerimizle birazdan yanındayız. Kolla kendini, öyle rüzgârı alıkoyup, bulutlara yükselmek yok...

Samanlık seyran olmuş, pembe panjurlu evler konmuş dibimize, soğanı ekmeğe katık etmekten bahsediyor ruhlarımız.


Bütün bir şehir tanıklık etmeden çıkar ağzındaki baklayı, sevmekten başka kurtuluşun yok, baş ağrında, diz ağrında aşktan sorulur, yat yanıma, bak bakalım dünya ayakta olduğundan daha mı yaşanabilir duruyor? Ben sarhoşum diye ayyaş olamazsın, ayık olman gerekiyorsa, bana rağmen yükselt sesini, yok sen benim yanımda ayık sayılırsın diyorsan, gel biraz daha parlatalım. Dağ bayır dolaşacağız daha, ektiklerimizi biçme vakti geldiğin de, göz göze gelip tebessüm edeceğiz gizliden. Sen “işte bu kadar”diyeceksin, bende “biliyordum”...

Kederlerin derisini yüzdük diye hasetlenmesinler, acıları baş tacı edip aşağılamak bizim seçimimizdi.

Kazdıkları kuyulara düşenleri kurtarmak istedik, evet, ama kuyuların bile kendi adaleti olduğunu böyle öğrendik. En pahalısından aldık sevinçleri, bedellerini ödedik, yüzümüz ak...

Ellerinde tutuşan aşksa, yalın ayak yürüyelim hayatı, ki; toprak koksun parmak aralarımız.


Talan Ayşe Kanca

Acıklı Şiir

Aslında,
Kargalardan daha çok korktum,
Ayçiçek tarlasının ortasına çakılı korkuluktan,
Belki de sebep,
Seni o güne kadar görmemiş olmam,

Kara bahtımın üzerine yığılmış kalmış ruhum,
Öteden beri nimbus bulutlarına hayran,
Belli sebep,
Beni sevmiyor olman,


Küçüktüm,
Ondan saçma geliyor şimdi,
Gözlerinin altında deniz aramam...

Geride Kaldın Sen..

Devrilip gidiyorum işte
Geride kaldın sen...

Aşınmış sevdalar gibi
Yıpranmış postallar gibi
Lime-lime, yarasız
Geride kaldın sen...

Kaprislerinle, nazlarınla
Bakışlarınla, sözlerinle
Tutulmayan vaatler gibi
Harcanmış saatler gibi
Tek başına, kararsız
Geride kaldın sen...

Buraya kadarmış güzelim
Boynumda bıraktığın diş izi
Bitmez sandığın aşk denizi
Buraya kadarmış.

Vedalaşmak isterdim oysa
Klasik bir film öyküsü gibi
Ellerini tutup usulca
Son bir kez öpmek isterdim
Kendimi mazur gösterip
Masum ve mağrur bir duruşla
Her şeyi kadere yıkmak isterdim.

Ne gerek var oysa
Yürümeyen birtakım şeylerin
Nedenlerini tartışmaktansa
Asla yürümeyeceğini anlayıp
Bunu hiç konuşmamak
Daha bir yiğitçe değil mi?

Süzülüp gidiyorum işte
Bela olmadan
Yoluna çıkmadan
Hesap filan sormadan
İncitmeden, acıtmadan...

Bir bileti yırtar gibi
Bir kabuğu atar gibi
Sıyrılıp gidiyorum işte
Geride kaldın sen...

Bir tren penceresinden
Akıp giden bozkırın
Ortasında bir kuru ağaç gibi
Geride kaldın sen...

Yusuf HAYALOĞLU
Kes Sesini Yüreğim..Sus..Sus İşte...